“Bir felsefem yok, bir fotoğraf makinem var.”

-Saul Leiter

1923 doğumlu Sokak Fotoğrafçısı Saul Leiter, ne zenginlikle ne güç ile ne de şöhretle ilgilendi. Aksine, hepsinden kaçındı ve kendisi için basit bir hayat yaşadı. Başkalarından onay ya da takdir beklemeden sadece kendi için fotoğraflar çeken Leiter, o dönemler pek saygı duyulmayan renkli fotoğrafçılığın öncülerindendi. Sokak fotoğrafçılığının önemli isimlerinden Leiter’ın değeri ise ölümünden sadece birkaç sene önce anlaşılacaktı.

Din Eğitimini Yarıda Bıraktı, New York’ta Fotoğraf ile Tanıştı


Kırmızı Şemsiye, 1955

Aldığı hahamlık eğitimini 23 yaşında yarıda bırakan Saul Leiter, ressam olmak için New York’a gitti. İzlenimci olmak üzere resimle ilgilenmeye başlasa da, bir süre sonra fotoğrafa yöneldi. 1940’larda New York’ta çekmeye başladığı siyah-beyaz fotoğraflara, 1947’de renkli fotoğraflar eklendi.


Ana, New York, 1950’ler

Ancak o dönemler siyah beyaz yerine renklerle görüntü yakalama çoğu fotoğrafçı tarafından onaylanmıyor, renkli fotoğrafçılık saygı görmüyordu. 20. yüzyıl ortalarında fotoğrafçılar ve fotoğraf yazarları; siyah-beyazın form tanımlama gücüne kıyasla reklamcılık ve moda aracı olarak gördükleri renkli fotoğrafçılığı küçümsese de, Leiter pahalı ve saygı görmeyen renkli fotoğrafçılık araçlarını takip etmeye devam etti.


Garson Paris, 1959


Café Paris, 1959

1950’lerde ve 60’larda başarılı bir moda fotoğrafçısı olarak bilinen Leiter, aynı zamanda çok yetenekli bir sokak fotoğrafçısıydı. Tıpkı Vivian Maier gibi kendisi için sokak fotoğrafları çekti ve bir çoğunu baskı almadan kutulara yerleştirdi.

Ressamlardan ilham alarak dışavurumculuğun güçlü renklerini kullandı.


Kar, 1960

Leiter; resmin etkisiyle soyut dışavurumculuğun güçlü renklerini kullanırdı. Yağmurla ıslanan pencereler aracılığıyla özneleri bulanıklaştırır; kentin sunduğu tüm renkleri kullanarak onları çok doğru kompozisyon seçimleriyle çerçevelerdi.

Fotoğraflarında kafası karışmış yansımalar, yağmur ya da yoğuşmanın figür ve şekilleri deforme etmesi oldukça dikkat çeker. Renk yoğunluğu, fotoğraflarının en karakteristik özelliğidir.

Leiter’in imgelerinde, diğer sokak fotoğrafçılarının temel endişe kaynağı olan figürler genellikle tesadüfen ayrıntı olarak ele alınır. ‘‘Taksi’’ isimli fotoğrafında (1957), pencerenin sarı çerçevesinde bir el belirir; ancak yolcu ve sürücü kişisel olmayan silüetlerdir.


Taksi, 1957

Başka bir fotoğrafında ise ahşap parçalar arasındaki bir yarık içinden yalnızca beyaz bir arabanın ve gezinen adamın görüntüsüne izin vermiştir. Bu fotoğraf, ressam Mark Rothko’nun on yıl önce başlayan geç dönemini oldukça andıran yapı ve renk zenginlikleri barındırır.


Through Boards, 1975

Ona göre fotoğraf makinesi, gerçekliği sadakatle yakalamak için bir araç değil; gerçeği görmek için alternatif bir yol, onu yeniden yorumlamaktı. Çalışmalarındaki baskın duygular -New York sokaklarındaki telaş ve acelenin aksine – sessizlik, hassasiyet ve zerafettir.


1957


1955

Leiter için dönüm noktası, 2006’da Steidl Yayınevi’nin Saul Leiter: Early Color kitabını yayımlamasıydı. 1948-1960 yılları arasında çekilen parlak orijinal renkli fotoğrafları halk ile ilk kez buluştu ve dünya geç de olsa sanatçıyı fark etti.


Şapkalı Adam, 1955


Yürüme, 1952

Dikkatleri üzerine çeken Leiter, kitabın basılmasından 7 yıl sonra hayatını kaybetti. İsmi hala az bilinir bir fotoğraf sanatçısı olsa da, renkli fotoğrafçılığın en önemli öncülerinden biri olarak kabul ediliyor ve eserleri sanat merkezlerinde sergilenmeye devam ediyor.

Kaynak 1, 2, 3, 4, 5

Burak Bulut Fotoğraf Atölyesi Güncel Program

[pods name=”page_piece” slug=”atolye-guncel-program” field=”piece_content”]

Categories